
Aziz Sancar
Emekle Yükselen Bir Dahi
"Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum. Bizi birbirimizden ayıran emektir. Ben çalışmaya inanıyorum."
İnsanlar sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar. Hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır. Geçmişten şimdiye kadar yaşamış hiçbir büyük besteci olmasın ki, onun eserlerini defalarca çalışmış olmayayım.
Wolfgang Amadeus Mozart
Sancar'ın Yolculuğu
Aziz Sancar (d. 8 Eylül 1946, Savur, Mardin), Türk-Amerikalı doktor, akademisyen, biyokimyager ve moleküler biyologdur. 2015 yılında, Tomas Lindahl ve Paul L. Modrich ile birlikte DNA onarımına ilişkin çalışmaları nedeniyle Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülmüştür.
Mardin’in küçük bir kasabasında doğan Sancar, eğitim hayatına büyük bir azimle başladı. Okuma yazma bilmeyen annesi ve ailesinin ona verdiği destek, onun bilime olan ilgisini daha da güçlendirdi. Ancak onu bilim dünyasında bir lider yapan şey, yalnızca eğitime verdiği önem değil; hiç bitmeyen merakı, disiplinli çalışması ve büyük hedeflerine ulaşma konusundaki sarsılmaz kararlılığıydı. Bu yolculuğun aşamaları şöyle özetlenebilir:
Erken Yaşta Merak, Bilinçli Çalışma ve Bilimin Işığında Yolculuk
Aziz Sancar, Mardin’de orta gelirli bir çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra, üniversite için İstanbul’a gitti. Türkiye’nin en köklü liselerinden mezun öğrencilerle aynı ortamda yer almak başlangıçta onu korkutsa da, bu durum onu yıldırmadı; aksine daha çok çalışmaya itti. 1963’te başladığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. Başarıya giden yolculuğunda, günde 18 saate varan çalışma disipliniyle 40 yaşına kadar sürdürdüğü yoğun tempoyu, daha sonra 12 saate düşürdüğünü belirtmiştir. Aziz Sancar’ı başarıya götüren, inandığı ve istediği şeylerin peşinden kararlılıkla gitmesiydi.
Bilimsel Tutku ve Akademik Yolculuk
Doktor Aziz Sancar, Mardin’de iki yıl sağlık ocağında görev yaptıktan sonra kazandığı bursla Amerika’ya gitti. Johns Hopkins, Teksas ve Yale üniversitelerinde moleküler biyoloji, biyokimya ve biyofizik alanlarında araştırmalar yürüttü. Çalışmaları; DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine yoğunlaştı.
Teksas Üniversitesi’nde, Claud Stanley Rupert’ın laboratuvarına katılarak onunla birlikte ‘fotoliyaz’ adlı geni klonladı ve genetik mühendislik tekniklerini kullanarak bu geni bakterilerde yüksek oranda çoğalttı. Bu genin ürettiği enzim, UV ışınlarıyla hasar görmüş DNA'yı onarabiliyordu. Bu önemli buluş, Sancar’a yüksek lisans ve 1977’de doktora derecesini kazandırdı.
Nobel'e Uzanan Yol: Disiplin ve Azim
Aziz Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yaptı. Bu süreçte, daha önce üzerinde çalıştığı fotoliyaz enzimi araştırmalarına ara vererek nükleotit kesim onarımı üzerine yoğunlaştı ve bu alandaki çalışmalarıyla DNA onarımı konusunda doçentlik tezini tamamladı.
1997 yılından itibaren araştırmalarını, ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde bulunan Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü’nde sürdürmektedir. Bu alandaki katkılarıyla 288 bilimsel makale ve 33 kitap yayımladı.
Bilimsel çalışmaları, beraberinde önemli başarılar ve ödüller de getirdi. 2005 yılında, ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Türk bilim insanı oldu. 2006’da Türkiye Bilimler Akademisi'ne asil üye seçildi. 2015’te ise, hücrelerin hasar gören DNA’yı nasıl onardığını ve genetik bilgiyi nasıl koruduğunu haritalandıran çalışmalarıyla Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü.
Amaç Peşinde Bir Ömür
Aziz Sancar, 2015 yılında DNA onarımına ilişkin çalışmaları nedeniyle Tomas Lindahl ve Paul L. Modrich ile birlikte Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldüğünde, bu büyük başarıyı yalnızca kendi adına değil, mensubu olduğu değerler adına da anlamlandırdı. Nobel madalyası ve sertifikasını Anıtkabir’e teslim etti. Bu kararı şöyle açıkladı: "Beni ödüle götüren, Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Anıtkabir Müzesi’dir." Bugün bu anlamlı emanet, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde, adına ayrılan özel alanda sergilenmektedir.
Aziz Sancar onu yetiştirenin ülkesi olduğunu, İstanbul Tıp Fakültesi'nde aldığı eğitimi dünyanın hiçbir yerinde alamayacağını söyleyerek, çalışmalarının önemini şu şekilde vurguladı: “Ben Nobel almasaydım da çalışmalarım ders kitaplarına girecekti ve Türk çocuğu, Piri Reis'in ilk haritayı çizdiğini okuduğu gibi bu araştırmaları okurken Aziz Sancar adını okuyacaktı. Bu Nobel'den daha önemli bir ödüldür.”
Aziz Sancar’ın hayat hikâyesine bakıldığında, onun Nobel Ödülü’nün ardındaki gerçekler şunlardır:
Yetenek doğuştan gelmez, emekle ve sabırla inşa edilir.
-
Aziz Sancar zekaya değil bilinçli ve sistemli çalışmaya inanıyordu
-
Okuma yazma bilmeyen annesinin okumaya verdiği inanılmaz destek sayesinde kendisi ve tüm kardeşleri eğitimlerini üstün başarılarla tamamladı
-
Başta John Hopkins Üniversitesi, Teksas Üniversitesi ve Yale Üniversitesi olmak üzere dünyanın en iyi üniversitelerindeki araştırmacı büyük hocalar ile çalışma fırsatını çok iyi kullandı
-
Her zaman çok çalıştı
-
Hedefini çok erken belirledi. Azmini ve inancını asla kaybetmedi
Aziz Sancar, Nobel Ödülü’ne uzanan ikinci Türk olarak tarihe geçti. Bu ödül, Türkiye'nin bilim alanındaki ilk Nobel'idir. Anıtkabir Müzesi'nde sergilenen ödül, 50 yıllık özverili çalışmanın bir sonucu olarak kazanıldı. Onun hikayesi, gerçek başarının tesadüf değil, bilinçli ve sistemli bir çabanın ürünü olduğunu gösteriyor. Nobel Ödülü, onun kararlılığı ve azminin simgesidir. Bugün hâlâ bilim dünyasında yol gösterici bir figür olan Sancar, gençlere sadece bilimi değil, tutkuyla çalışma disiplini ve vatan sevgisini de miras bırakmaktadır.
Anıtkabir Müzesi’ne giderseniz Nobel Ödülü’nü kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Ama bu ödülün arkasındaki 50 yıllık bilinçli, sistemli ve azimli çalışmayı ve emeği göremeyebilirsiniz. Onu da biz hatırlatalım istedik.
Yetenek doğuştan gelmez, emekle ve sabırla inşa edilir. Gerçek deha, her gün öğrenmeye devam eden bir zihinden doğar.